bu blogu açmaya karar verip adres adını aldığımda mustafa ile farklı bir proje üstüne düşünüyorduk, bizim mahalle diyebileceğimiz çevrenin -hâlâ kaldıysa- hayatî meselelerini masaya yatıracaktık. biraz benim aceleciliğim, biraz mesele dediğimiz herşeyin bir temmuz gecesi rafa kalkması ve darbe zulmüne karşı ortak bir sesin ve direnmenin -her ne kadar korkudan ve şaşkınlıktan sokağa çıkamamış olsam… Okumaya devam et

Rıza nasıl birşeydir ki herşeye rağmen yeniden üretilebilir, taze tutulabilir? Razı olamayız dediğimiz herşeye bir bakmışız yavaş yavaş rıza göstermişiz. Kadının kocasına, tebanın sultana rıza ile boyun eğmesi karşısında yapabileceğimiz hiçbir şey yok gibidir. Allah’ın razı olmayacağı şeylere ise hem kendimize hem başkalarına zulmederek yaklaşır, yakınlaşırız. Halbuki günah fikrine ne kadar yakın olsak da kendimizi… Okumaya devam et

ağabeyim ali (âli’m) ile ilgili yazmaya çalışıyordum, çalışıyordum da denemez. geçen yıl 30 ve 35 gibi güzel rakamları idrak etmişken (yıllara ilişkin niçin idrak kelimesi tercih edilir – inkâr ve ikrar ile birlikte geldiği için mi) bu yıl çok da bir olayımız yok. Allah olaylar olaylar demeyecek bir zaman(lar) nasip ederse artık, biz de çokça… Okumaya devam et

abim, ağbim veya ağabeyim, hiçbiri güzel ifadeler değil. doğru yazımı sonuncu olsa da, ağalıkla ve beylikle ilgisi olmadığından bir türlü dile oturmuyor ve çoktan ilkiyle ikame edildi biz ve bizden sonraki nesil için. ama o kadar uydurma bir kelime ki, âbim desek daha mı sakil durur, bilemiyorum. şimdilik ben ona yazı dilinde âlim diyeyim. allame… Okumaya devam et

Hz. Ali (r.a.) halifelik için adaylardan biri olarak zikredildiğinde, Sünni kaynaklara göre, “onun şakacı bir yapısı vardır” veya “o mizah sever” denerek geri plana atıldığı söylenir. Bu nasıl bir kriterdir, o devir için böyle bir kriter hakkaten olabilmiş midir, olmuşsa hangi şartlardan dolayı böyle bir gerekçe telaffuz edilmiştir, meçhul. Bugünün zaviyesinden bu bilgiyle karşılaşınca “nasıl… Okumaya devam et

Yoksa tekke, dolmaz bakraç, paslanır. Buz tutar dil, aç kalmaya azim bulamaz. İlaçsız hissederiz, ayraç olmaz. Bu zamanda mı böyledir, belli zamanlar mı öyle hissedilir? Yollar da mı buharlaşırmış? Kimse niçin ‘yerinde duramaz’? İkamet edemez miyiz, ederiz; ikameti yerli yerine koyamayız. Öyle bir zamandır ki, namaz insanı kılmaz. Körle yatan şaşı kalkar, gören gözler korunmaz.… Okumaya devam et

Geçenlerde bir arkadaşım, bu yarı şaka yarı ciddi tavrın var ya, onu çok seviyorum dedi. Tam da beni anlatan bir cümleydi. Çünkü şimdiki yakınlarım bile ilk tanıştığımızda beni fazlasıyla doğal ve duygusal bir çocuk olarak görüp benimseyebiliyor ama aklımın kıvrımlarını fark ettikçe ya soğuyor ya da o yanımı ciddiye almayıveriyor. Dahası, kendimle dalga geçebilen yanımı… Okumaya devam et